Ana içeriğe atla

Kayıtlar

  ÜLKEMİN SOLAN ÇİÇEKLERİ         Geçtiğimiz günlerde Özgecan Aslan’ın ölüm yıldönümüydü. Vahşice katledilişinin üzerinden dile kolay tam yedi yıl geçmiş olmasına rağmen toplumun kalbindeki yangın hâlâ sönmedi ve asla da sönmeyecek. Her bir kadın cinayeti, her bir tecavüz- taciz, kadına şiddet olayı duyulduğunda kalbimizdeki yangın daha da büyüyor.         Bu yılın ocak ayı verilerine göre tam yirmi altı kadın cinayeti, yirmi sekiz şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiş. Aynı acımasızlığa, aynı kalpsizliğe farklı yerlerde maruz kalan ve durdurulamayan bu vahşetin;  mağduriyet, saflık kokarak solan narin çiçekleri.  Tüm bu cinayetler önlenemez bir hâl almışken daha doğrusu; tüm toplum, gündemin böyle üzücü haberlerle sarsılmasını artık kanıksamışken bu da yetmezmiş gibi; on altı yaşında, henüz gençliğinin baharında bir kızın, zorla nişanlandırıldığı kişi tarafından boğazı kesilerek katledilişinin haberi geldi....
En son yayınlar
                                                        HARABEYE DÖNEN BİR EĞİTİM SİSTEMİ Eğitime Dair II Yeri geldiğinde,   “Bu sıralarda geleceğin müzisyenleri, yazarları, sporcuları, mühendisleri oturuyor.” diye nutuk atmak en kolayı olsa da gerçekten kimin neye ilgisi olduğunun bu ülkede bir önemi olmadığının farkındayız. Koca bir robot ordusu yetiştirmeyi hedefleyip görüş ve isteklerimizi eğitim sistemimizin inisiyatifine, iki sınav sonucuna bıraktığınızı görmek çok da zor olmasa gerek. Bu devasa ihmaller zincirinden oluşan eğitim demagojinizin tetiklediği sorunlardan biri de işsizlik.           Birçok gencin, umut ışığımızın, eğitim sisteminin dayattığı fikirlerin esiri olarak harcanması kabul edilemez ve de yok sayılamaz. Ayrıca öğrencilerin mesleklerini iki sınava bağlayarak sınav sonucuna gör...
HAKSIZLIĞA SESSİZ KALAN BİR TOPLUM       Kalbimde hâlâ kapatamadığım, tam da unutulmaya yüz tutmuşken yeniden hatırlatmak istediğim ve hakkında yazmazsam vicdanımı rahat bırakmayacak davalar var. Tam da cinayetlerin, şiddetin ve cehaletin had safhaya çıktığı şu zamanlarda; insanların ekonomik sıkıntılardan dolayı ülke gündemindeki başka hiçbir şeyi tam olarak önemseyebildiğini sanmıyorum. Özellikle de halkın kaybettiği adalet inancını göz önünde bulundurursak, birbirine zarar vermenin, tehdidin, cinayetlerin ve şiddetin toplumun her hücresine ağır ağır işlemiş olan bir zehir olduğunu gözlemlemek kaçınılmaz olmuş durumda. Artık; kan, cinayet ve şiddet toplu taşıma araçlarında, işlek caddelerde, belki yakındaki bir evin içinde ve göz önündeki diğer her yerde. Çünkü susmak ve şiddet, kalbe işleyen bulaşıcı bir zehirdir.       İnsanların bu tepkisizliğini, umursamazlığını; yaklaşık iki yıl önce sokak ortasında eşinden şiddet gören bir kadını kurtarmaya çalı...
  İSTEYEREK DEĞİL İNANARAK BAŞARIRSIN        İnsana yol gösteren, umut veren düşsel güç şüphesiz yaşanmışlıklardan filizlenen fikirlerdir. Bundan dolayı her ne kadar kişisel gelişim kitapları insanlara bu konuda cazip gelse de hepsinin bahsettiği yegâne konu aslında aynı. “İnsanlar, ‘istersen başarırsın’ kalıbını duymak istiyor” mantığına saptanmak büyük bir sorumsuzluktur. Biraz da gerçeklerden söz edilmeli, Basmakalıp cümlelerden ise gerçekten okuyucunun ruhunun nasıl güç bulacağı göz önünde bulundurulmalı. Benim inancıma göre asıl kişisel gelişim hayattan yani kilometre taşlarımızdan yapılan alıntılardır. İşte sırf bu yüzden uzun süreli sessizliğimi bozuyor ve her zaman yaptığım gibi, yine bana göre yanlış olanı burada gözler önüne seriyorum.       Başarmanın yarısı istemek değildir. Başarmanın birazı inanmak, birazı da azim ve uğraşmaktır. İstemek ve inanmak arasında, ikisini birbirinden ayıran derin bir başarı okyanusu...
  KADIN CİNAYETLRİ İçime sığmayan bu üzüntüyü bugün kâğıtlara dökmeye kara verdim. Her gün ya yeni bir kadın cinayet haberi ile uyanıyoruz ya da “ölmek istemiyorum” diye ağlayan kadınları duyuyoruz. Sadece psikolojik değil, fiziksel şiddetin de oldukça fazla olduğu bu toplumda, eğitimin şiddete bir çözüm olmadığı en çirkin yollarla gözler önüne serilmekte. İnsanın en temel haklarından biri olan yaşama hakkının ihlali kabul edilemez fakat ne yazık ki bir kadın cinayetinin üzerine çok fazla konuşmak mümkün olmuyor. Çünkü her gün farklı bir kadın için adalet arayışına giriyoruz. Alışma durumunun en vahşi hâlini yaşıyoruz. Üzülerek söylüyorum: Kadına şiddet ve kadın cinayetleri artık kanıksanan bir konumda. Ahlâk kavramının etek boyu ile ölçüldüğü yerde kişisel tercihimiz olan giyim; taciz, şiddet ve öldürme sebebi olarak karşımıza çıkıyor. Konuşarak anlaşmak yerine bilek gücünü kullanan cahillerin cezaî indirimi ve mazereti de kadınların özgürce yaşama hakkına sahip olması oluyor....
  CANIMIZ YANIYOR Paylaştığım bir önceki yazımda insanın doğanın düşmanı olduğundan söz ederek, orman yangınları için, koca bir yazıdan yalnızca üç satır boyunca şikâyet etmiş ve bitirmiştim. Sanıyorum olayın ciddiyetinden bu denli büyük bir yıkım yaşamadan söz etmem pek de sahici olmamış. Aslına bakarsanız hiç sanmıyordum aynı konu üzerine üst üste iki defa yazı yazmak zorunda kalacağımı fakat son günlerde ülkemizde üç yüze yakın ormanda yangın çıkınca orman yangınları üzerine kitaplığımda bir yer ayırmasam onca hayvanın, bitkinin ve insanın hakkını yemiş olurdum. Oradaki tüm canlılar gibi benim de yüreğim yangınlar arasında kaldı ve bu durumdan devasa bir üzüntü duyuyorum. Öncelikle yangın sahasında canı pahasına çalışarak ülkesini, insanları ve diğer canlıları kurtarmaya çalışan herkese minnettar olduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. Maalesef bu sefer kelimelerim kifayetsiz kalıyor. Günlerdir yazdıklarımı yeterli bulamıyorum, bu büyük üzüntüyü, doğal afet niteliği taşıyan sı...
  DOĞANIN DÜŞMANI İNSAN Ben her yazı yazışımda, televizyonlarda izlediğimiz, gazetelerden okuduğumuz o viran ve hüzünlü hayatları anlamak, anlayamasam bile hissetmek istemiştim. Çünkü bu benim için oldukça elzemli bir konudur. Sorunlarımız ile ancak bahsedilerek başa çıkılırmış gibime geliyor. Bu sebep doğrultusunda da ne yazmayı bir gün bırakacağım ne de yanlışa ses çıkartmayı ve mağduru savunmayı ama bugün ise hepinizin düşündüğünün aksine ne mağdur insanlardan ne de yıkık bir hayattan söz edeceğim. Ben bugün her saniye elbirliği ile mahvetmeye devam ettiğimiz ağaçlarımız, havamız, denizlerimiz kısacası gitgide zehirlenen doğal kaynaklarımız için yazıyorum bu yazıyı. Doğanın dünya üzerinde bizim için var olduğunu unutup bilinçsiz biçimde ona zarar vermekteyiz. Küresel ısınmanın sonuçlarından biri olan göl kurumalarının ve su kıtlığının artışı da doğaya verdiğimiz zararların bize bir geri dönüşüdür. Yaşamımızın ve dünyada var oluşumuzun temel yapı taşlarından olan doğaya, düşm...