Ana içeriğe atla

 

ÜLKEMİN SOLAN ÇİÇEKLERİ

        Geçtiğimiz günlerde Özgecan Aslan’ın ölüm yıldönümüydü. Vahşice katledilişinin üzerinden dile kolay tam yedi yıl geçmiş olmasına rağmen toplumun kalbindeki yangın hâlâ sönmedi ve asla da sönmeyecek. Her bir kadın cinayeti, her bir tecavüz- taciz, kadına şiddet olayı duyulduğunda kalbimizdeki yangın daha da büyüyor.

        Bu yılın ocak ayı verilerine göre tam yirmi altı kadın cinayeti, yirmi sekiz şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiş. Aynı acımasızlığa, aynı kalpsizliğe farklı yerlerde maruz kalan ve durdurulamayan bu vahşetin;  mağduriyet, saflık kokarak solan narin çiçekleri.  Tüm bu cinayetler önlenemez bir hâl almışken daha doğrusu; tüm toplum, gündemin böyle üzücü haberlerle sarsılmasını artık kanıksamışken bu da yetmezmiş gibi; on altı yaşında, henüz gençliğinin baharında bir kızın, zorla nişanlandırıldığı kişi tarafından boğazı kesilerek katledilişinin haberi geldi. Benim kavgam kalplerinizdeki zalimlik ile, benim kavgam kafanızdaki ‘töre’ adını verdiğiniz zehriniz ile. Dışarıdan bakıldığında, sözde hepimiz birbirimizin arkasını kolluyor, yanlışa ses çıkartıyor, aramızdan biri haksızlığa uğradı mı hemen destek çıkıyoruz. Keşke gerçekten böyle olsaydı fakat ne yazık ki, kimsenin kafasındaki körlük, kalbindeki kötülük bir türlü son bulmuyor; “Ölmek istemiyorum” diye gözyaşı döken çiçeklerimiz bir türlü tükenmiyor. Çünkü gerçekte olan; bir neslin toplumsal cinsiyet ayrımcılığını, kadın cinayetlerini ve susmaya zorlanan kadınlarını elzemle ezberlemesidir.

        Ülkemizde insanlar; her şeyi en iyi bilen olduklarını sanarak her konuda söz sahibi, Ahlak bekçiliği ve empati yoksunluğu ise had safhada. Bu sanrılardan kopmadan yaşayan toplumumuzda; bu yüzdendir ki, her gün en az bir kadın cinayeti haberi ile uyanıyoruz. Yine kuvvetle muhtemeldir ki; her gün medyada dedikodusu yapılacak, eleştirecek kişi bulmak için epey çaba sarf ediyoruz. Bana kalırsa cahil toplumların sorunlarının temelinde de bu iki neden yatmaktadır. Keşke bu çabayı, kadın cinayetlerini önlemek, toplumda cinsiyet eşitliğini sağlamak ve “adalet” kavramını hatırlamak için; Öldürülen kadının üzerindeki kıyafetin, “sevdiğim için öldürdüm” açıklamalarının bir önemi olmadığını anlamak için de sarf etsek. Maalesef bu toplum, asıl eleştirilmesi, asıl yargılanması gerekenlerin, şiddetleriyle sevmenin adını kirletenler olduklarını bir türlü anlayamadı.

        Solan her bir çiçek için; Özgecan Aslan, Sıla Şentürk, Şule Çet, Emine Bulut, Aleyna Çakır, Pınar Gültekin ve bu yazıya sığdıramadığım, ardı arkası kesilmeyen her bir kadın cinayeti için; son bulana kadar aynı konu üzerine, yüz bin kere de olsa, rahatsızlığımı dile getirmekten asla bıkmayacağım. Çünkü tüm bu narin kalplerin dilekleri vardı  “özgür olmak”, “yaşamak”. Kaldı ki, ülkemizde her geçen gün kadın olarak yaşamak daha da zorlaşıyor. Ülkemizin özgürlük çiçeklerinin solmasına sebep olan herkese ve her nedene binlerce kez sitem ediyorum. Bu yazıyı da; ülkemin cinayete kurban giden, vahşice katledilen, koparılan, solan çiçeklerine adıyorum…

Yazar : Sinem Demirer

 

Daha fazlası için İnstagram: graphomaniablog adresimi ziyaret etmeyi unutmayın. İnstagram hesabımı takip ederek bana destek olabilirsiniz.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  İSTEYEREK DEĞİL İNANARAK BAŞARIRSIN        İnsana yol gösteren, umut veren düşsel güç şüphesiz yaşanmışlıklardan filizlenen fikirlerdir. Bundan dolayı her ne kadar kişisel gelişim kitapları insanlara bu konuda cazip gelse de hepsinin bahsettiği yegâne konu aslında aynı. “İnsanlar, ‘istersen başarırsın’ kalıbını duymak istiyor” mantığına saptanmak büyük bir sorumsuzluktur. Biraz da gerçeklerden söz edilmeli, Basmakalıp cümlelerden ise gerçekten okuyucunun ruhunun nasıl güç bulacağı göz önünde bulundurulmalı. Benim inancıma göre asıl kişisel gelişim hayattan yani kilometre taşlarımızdan yapılan alıntılardır. İşte sırf bu yüzden uzun süreli sessizliğimi bozuyor ve her zaman yaptığım gibi, yine bana göre yanlış olanı burada gözler önüne seriyorum.       Başarmanın yarısı istemek değildir. Başarmanın birazı inanmak, birazı da azim ve uğraşmaktır. İstemek ve inanmak arasında, ikisini birbirinden ayıran derin bir başarı okyanusu...
                                                        HARABEYE DÖNEN BİR EĞİTİM SİSTEMİ Eğitime Dair II Yeri geldiğinde,   “Bu sıralarda geleceğin müzisyenleri, yazarları, sporcuları, mühendisleri oturuyor.” diye nutuk atmak en kolayı olsa da gerçekten kimin neye ilgisi olduğunun bu ülkede bir önemi olmadığının farkındayız. Koca bir robot ordusu yetiştirmeyi hedefleyip görüş ve isteklerimizi eğitim sistemimizin inisiyatifine, iki sınav sonucuna bıraktığınızı görmek çok da zor olmasa gerek. Bu devasa ihmaller zincirinden oluşan eğitim demagojinizin tetiklediği sorunlardan biri de işsizlik.           Birçok gencin, umut ışığımızın, eğitim sisteminin dayattığı fikirlerin esiri olarak harcanması kabul edilemez ve de yok sayılamaz. Ayrıca öğrencilerin mesleklerini iki sınava bağlayarak sınav sonucuna gör...
    EĞİTİME DAİR                                                                                                    Bir ülkenin refah ve gelişmişlik düzeyine bakarak rahatlıkla eğitim düzeyini yahut da o ülkede eğitime ne kadar önem verildiğini anlayabiliriz. Eğitim, kitaplar ve bilgi geleceğe tutulan bir meşaledir. Eğitimsiz, bilgisiz kalmış ve okumayı marifet olarak gören bir toplumdan önünü görebilmesini, geleceğini çizmesini beklemek saçmalıktan başka hiçbir şey değildir. Yalnız bu, “her sokak başına kütüphane dikilmelidir” anlamına gelmez. O ülkedeki okuma ve öğrenme isteği kütüphane sayılarına göre değil kütüphanelerin doluluk seviyesine göre değişir. Geçen yıl verilerine göre ülkemizde kitap okuma oranı %41.9 iken televizy...